Rahmi Abinin Aşırı Gereksiz Yaşamı
Rahmi sandalyesinde oturmuş pencereden dışarı bakıyordu. Aylardan marttı. Zamanının çoğunu penceresinin önündeki elcekleri olmayan sandalyesinde oturarak geçiren Rahmi, aynı zamanda kafasının içinde enteresan geyikleri olan bir adamdı. Durdu ve derin bir düşünceye daldı. Dışarıdan biri görse heralde ay sonu çizelgesi hazırlıyor, ya da geçen kışın fizibilitesini çıkarıyor derdi. Halbuki Rahmi artık kollarını bile taşıyamadığını ve elcekli bir sandalye almanın vakti geldiğini düşünüyordu. Laf lafı açtı. Rahmi; Bunun adı hakikaten elcek mi ? diye sordu kendine. Baya muhabbet ediyordu kafasıyla. Onayladı. En azından yüz ifadeleri bunu gösteriyordu. Biraz daha düşündükten sonra kalktı ve televizyonun karşısında ki koltuğa geçti.
Televizyonu açtı.
Öğle haberlerine denk gelmişti. Haberlerde sığırcık kuşlarının dansı vardı. Rahmi; Herhalde süreyi dolduramadılar dedi. Fakat haber gitgide Rahmi’yi kendine çekiyordu. Sığırcık kuşları dans ederken videoyu çeken arkadaşların onlara eşlik etmesi Rahmi için kurulan bir tuzak gibiydi. Lan, lan şunlara bak. Maşallah,Maşallah dedi, bir vatandaş. Ve yanındaki ekledi; Ulaan takla attı. Haber bitmişti. Haber bültenide bitmişti.
Rahmi kanalı değiştirdi.
Yaşar Alptekin sokakta vatandaşın nabzını tutuyordu. Bir amcaya yanaştı. Amca ; Bak evladım bizim dedelerimizden beri biz bu işi yapıyoruz. Ben baldan anlarım. Ver bir kavanoz dedi. Kavanozun uzatılmasıyla amcanın balı hiç etmesi arasında dakikanın onda biri kadar bir vakit geçmişti. Amca önce derin bir oh çekti. Bal yaramıştı besbelli. Vallahi süper bal. Uzuyor kopmuyor. Balın iyiside böyle olur zaten. Şeklinde bala methiyeler diziyor, bir yandanda susuzluktan kuruyan ağzını sürekli şaplatarak Yaşar Alptekin’i gurura boğuyordu. Fakat Rahmi’nin dikkatini baldan çok Sultanahmet meydanında bir elinde telefon, kameraya el sallayan amcalar çekti. Amcalar sürekli gülüyor ve el salladıkları ellerinin işaret parmağıyla kendilerini gösteriyorlardı.
Rahmi kumandanın düğmesine bir daha bastı.
Dilberay’ın programı mükemmel seslerle devam ediyordu. Şarkılar, türküler, uzun havalar mükemmel bir dekorasyonla süslenmiş ve ağlayan seyircilerle programa realist bir hava katılmıştı. Dilberay gelen mektuplardan birini okuyordu. Mektup Adana M tipi cezaevinden yazılmıştı. Dilberay abla ben Adana M tipi cezaevi 6. koğuştan Necmettin, arkadaşlarımın ve benim senden bir isteğimiz olacak, bize Anestezi albümünden Nazo gelin şarkısını okurmusun. Dilberay duygulanmıştı, ağlıyordu. Tabi gardaş tabi selam olsun Adana’ya dedi ve Nazo gelin’i okumaya başladı. Fakat Rahmi o sırada parmaklıkların ardındaki ranzasında oturmuş, ceketini giymeyip omuzuna almayı tercih etmiş ve bir elinde tesbih sallayıp duran pala bıyıklı adamı seyrediyordu. Onun dışında hiç birşey aklında kalmamıştı.
Rahmi televizyonu kapattı.
Ayağa kalktı ve odasına gitti. Yatağa uzandı. Yine bomboş bir gün geçirdiğini telkin etti kendi kendine. Ve hep arkaplana takıldığı için hiçbir güzelliği göremediğini ekledi. Rahminin kafasıyla muhabbeti yürümüş gitmişti. Kızıyordu kendine. Sığırcık kuşlarının neden ve nasıl dans ettiğini gene öğrenememişti. Sığırcık kuşlarını takla atan cinsten sanıyordu. El sallayan adamlar yüzünden Yaşar Alptekin’in feyizli sohbetininden bir nebze nasiplenememişti. Ve en kötüsüde Dilberay’ın o muhteşem sesine ve Nazo gelini yorumlarken ki o şarkıyı yaşayışına tanık olamamıştı.
Rahmi uyudu. Ve o gece aramızdan ayrıldı.
E.A. (26 yaşında, Rahmi’nin yakın arkadaşı, Esenler otogarında torna atölyesi var)
Valla Rahmi abi hep böyleydi. Hep arkaplana takılırdı. Biz kendisine çok söyledik abi çık gez genç adamsın diye ama bizi dinlemiyordu. Hep arkaplan isimli siyaset programlarını izler, dizilerin filmlerin kamera arkasını izlemekten kendilerini izlemeye fırsat bulamazdı. Tahminim o ki, o hemen hemen her Türk kanalında yapılan arkapalan isimli siyaset programları onun psikolojisinde büyük çöküntü yarattı. Keşke bizi dinleseydi.

